A Lover's Guide to Venüs

November 23, 2018

O dönemler yapacak daha iyi bir işi olmayanlar hatırlayacaktır. 2000lerin başında, Sex and the City adında, meşhur bir bilim-kurgu dizisi vardı televizyonda. 4 uzaylı kadının günümüz New York’unda mutsuzluktan ölme çabalarını konu edinen bir çalışma. Tesadüfen geçenlerde Carrie’nin o meşhur düğün sahnesini bir daha denk geldim. Damat düğüne geç kaldı diye ne kadar üzüldüğünü görünce içim dağlandı inanır mısınız? Her ne kadar uzaylı da olsalar onlar da birer can.

 

Ama açık söyliyim düğün sahnesinde ağlamadım. Miranda'nın Steve'le Brooklyn Bridge'de buluşma sahnesinde ağladım. Daha doğrusu zamanında ağlamıştım. Hatta o akşam yalnız da ağlarken. Yanımda (artık toplumun hangi kesimindenseniz ona göre seçiniz) date ettiğim/görüştüğüm/çıktığım/konuştuğum hatun da vardı yanımda. Sex and the City filmini de ben seçip koymuştum tüm karşı çıkmalarına rağmen. "Yok valla istemiyorum ya başka birşey izleyelim bence" dedikçe o "Hadi haaaaadi istiyorsun biliyorum" diyip koyuvermiştim DVD'yi. Allahtan Miranda köprüye gelip de Steve'e bakınırkene çoktan uyuyyakalmıştı da ben de o görmeden rahat rahat ağlamıştım. Yoksa tüm Otto cenahına rezil olacaktım iyi mi?

 

Carrie'nin Brooklyn Evlendirme Dairesi'nin merdivenlerinde feryat figan ağlamasını müteakip bir karar aldım: bundan sonra kadınlarımızın mutluluğu için elimi taşın altına koyacaktım. İşte bu nedenle ben de oturdum, biz erkekler kadınlarımızı nasıl mutlu ederizin bir analizini yaptım ve birbirinden altın kurallarla karşınıza çıktım:

 

(1) Ona seksini verin.

 

Çocukluktan beri öğrendiğmiz üzere, bir ilişkinin en önemli ilişkisi cinsel ilişkidir. O olmadan olmaz. Cinsel ilişkisiz ilişki, çizgisiz zebraya benzer. Yani eşşektir. Ve eşşeklerin kocaman şeyleri vardır. Ve sizin yok.

 

Şimdi size nasıl bir cinsel abideye, bir şehvet retrospektifine, bir arzu tramvayına dönüşebilirsiniz onu anlatmak istiyorum müsaadenizle:

 

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, Beşiktaş Sporcu Adil Sokak’ta, çirkin mi çirkin bir öğrenci evi varmış. Bu öğrenci evinde Alaaddin adında çömez mi çömez, tecrübesiz mi tecrübesiz bir öğrenci yaşarmış. Alaaddin bu evi, bir dudağı yerde bir dudağı gökte, iki dev ev arkadaşı ile paylaşırmış. Kendisinin bir de henüz liseye (Şişli Terakki) giden Şehrazat adında, okula kısacık etekler giymekten ve sık sık erkek değiştirmekten hoşlanan bir kız arkadaşı varmış. Alaaddin ve ayıboğan ev arkadaşları, evin salonunda bulunan odun deposuna girip bali ve bulurlarsa da gubar içerlermiş. Yine böyle bir gün, iki dev, Alaaddin’e, Şehrazat ile nasıl threesome yaptıklarını anlatmışlar. Depodan gözyaşlarıyla fırlayan Alaaddin, o gün yemin etmiş Şair Nedim Caddesi'nin köşesinde: dağları delecek, denizleri aşacak, erken boşalmanın çaresini bulacak, böylece bir daha hiç boynuzlanmayacakmış (yeah, right).

 

Dere tepe düz giden Aladdin’in karşısına Dede Korkut çıkmış. “Ey Dede Korkut”, demiş Alaaddin, “Ne yapam edem de kadınımla 30 saniyeden uzun aşk yapam? Var mıdır bunun bir bitkisi siki soku bişeyi?”. Babaanne” demiş Dede Korkut cüsseli sesiyle. “Babaanne mi?” demiş Aaladdin şaşkınlıkla. “Tam geleceğin sırada gözünün önüne babaanneyi getir, derdin tasan kalmaz” demiş.   

 

Açıkçası bu yöntem Alaaddin’de pek işe yaramamış. Babaanne resme girince ereksiyon kapıdan çıkmış. Evdeki bulgurdan da olmuş. “Ey Dede, acep 1. veya 2. göbek kuzen, teyze ve/veya enişte mi kullansak” demiş. Dede oralı olmamış.

 

İtiraf vakti. Buradaki Alaaddin benim sevgili müptezellerim. Şehrazat ise bana kalsın. Tanırsınız falan televizyondan, filmlerden.

 

Peki sonra n'oldu diyeceksiniz? Sonra teknoloji sağolsun, ilerleyen dönemlerde yeni dermanlar çıktı ortaya: porno mesela. Entellektüel okuyucularımın aşikar olacağı bir 10 bin saat kuralı vardır. Meşhur yazar Malcolm Gladwell, benden çaldığı kitabı Outliers’da işte bu kuralı anlatmaktadır. Buna göre eğer herhangi bir konuda 10.000 saat egzersiz yaparsanız siz de bir Beatles, Bill Gates veya Cicciolina olabilirsiniz. Velhasıl ben de bu kuralı uyguladım. 10.000 saat porno izleyip yunusu gıdıkladım. Sonuç: 30 saniye 3 saniyeye düştü ve tüm 20lerimi sivilce ile geçirdim.

 

Sonraki Ecstasy yöntemini denedim. Bu yöntemin avantajı kadınınızın çok mutlu olması, dejavantajı ise konunun sizle ilgisi olmaması. Aşırı sarhoş seks yapmak da yine bir dönem çok modaydı. Bunun getirisi hissizleşen pipinizin öyle, ne idüğü belirsiz, yarı-mamül halde uzun süre durabilmesiydi. Eğer olan biteni ertesi gün hatırlıyor ve bunu da seks olarak nitelendiriyorsanız sorun yoktu.

 

Sonra geciktiricili prezervatif denedim. Bana mısın demedi. Tırtıllı denedim olmadı. Aşırı ince denedim, aşırı erken geldim. Aşırı kalın denedim, hiçbir şey hissetmedim (ama yine de geldim). Prezervatifsiz denedim, ertesi günü hapı aldık (aldı). Sonunda özür dilemeyi keşfettim.

 

(2) Ona güven verin.

 

Terrence Malick’in meşhur romantik komedisi The Thin Red Line’ı izlememiş olanlarınız hemen gitsin izlesin ondan sonra gelip okusunlar bu bölümü hadi. Çünkü dostlar, kadınınıza güven vermek demek ince kırmızı bir çizgide yürümek demektir. Çooook çok ince bir çizgi. Olmak veya olmamak arasındaki gibi, aldatmakla boynuzlamak arasındaki gibi ipipipincecik bir çizgi. Bir adım fazla attınız. Boooom. Patladınız (o anlamda diil). Bittiniz.

 

Ve bu ipiiiiiincecik çizgi santimle, inçle, okkayla, dirhemle diil gramla ölçülür. Çünkü kadına güven kilonuzla verilir arkadaşlar. "Nasıl yani? Ben ikinci telefonu hep ofiste tutuyorum, eve sokmamaya dikkat ediyorum, yanlış mı yapıyorum?" dediğinizi duyuyorum oturduğum yerden. Siz yine ikinciyi ofiste tutmaya dikkat edin arkadaşlar ama kiloya da dikkat ama ya.

 

Niye mi? Misal çok fitsiniz. Her gün spora gidiyosunuz, Instagram’a koyuyosunuz kasları, kulunçları. Hem kiteçıyız hem cross dresserız falan. Kadınınız ne düşünüyo: “Aklı fikri nasıl göründüğünde, bu kesin birilerine beğendirme derdinde kendini!”. Haklı diil mi arkadaşlar? Orta yaş bunalımında ve/veya kalem pipili diilseniz niye haftanın 4 gününü gymlerde geçiresiniz ki?

 

Diğer taraftan da götü göbeği de koyvermemeniz lazım. Onu evlilik sonrası yapacanız zaten. Şimdi yaparsanız ilk evliliğinize giden yolu kapatır, boşanmanızın keyfini yaşayamazsınız. Kadınınız zaten sizinle şirket size Opel Astra verdi veya ODTÜ'den mühendislik diplomanız var diye beraber değil. Her kadın niye bir erkekle olursa ondan öyle: şu şartlarda sizden daha iyi birini bulamayacağını düşündüğünden. Ama göbeği bırakarak o ibreyi aleyhinize çevirmeyin, ateşle oynamayın.

 

Peki erkekte güvenli, ideal kilo nedir. 73.6 kilodur. Hahahaha şaka şaka. O benim kilom. Ondan dedim. Erkek ideal güven kilosu erkeğin çekilmezliğine göre değişir arkadaşlar. Ama şöyle bir hesaplama yöntemi verebilirim:

 

Öyle bir kiloda olacaksınız ki kadınınız size bakıp “Bu salak bu göbekle istese de kimseyi beceremez” diyecek öte yandan“Aslında bundan iyisini bulurum ama en fazla 3.5 kilo daha azını bulurum, değmez”  diyecek. O kilo işte. 3.5 kilo yani.

 

 

(3) Ona istediğini verin.

 

Ona mesela mdmali su verin. Aşırı mutlu olacaktır. Size sarılacak. Dans edecek. Başınızın okşayacak. Birkaç saat de olsa sizi bir kedi gibi sevecektir. Ne güzeldir emdiemeyli kadın. Ancak her Allahın akşamı da olmuyor ne yazık ki. 90larda bile beceremedik. O yüzden mdma dışında kadınınızı  mutlu ediyor onu öğrenmelisiniz. Öğrenin ki mutlu bir Yusufçuk havalansın. Ama öğrenemezsiniz abicim. Niye? Çünkü söylemezler. Yeminliler. Sen bulacan. Nasıl mı bulacan? Önemli değil, nasıl bulduğun çünkü bulamayacan. Kafan karıştı değil mi? Benim de karıştı.

 

Şimdi ibret olsun diye aşağıdaki diyaloğu inceleyelim:

 

"Beni artık eskisi kadar sevmediğini ve görmek istemediğini düşünüyorum Kırmızı Şortlu". 

"Güzelim saçmalama. Sen demedin mi bir süre görüşmeyelim, beni arama, kafamı toplamak istiyorum diye?"

"BUNUN KONUYLA NE ALAKASI VAR ALLAHIN BELASI HERİF SİKTİR GİT BU EVDEN!!!!"

 

Şimdi yukarıdaki diyalogda Kırmızı Şortlu’nun yaptığı hatayı bulmaya çalışalım…Bulabildiniz mi? Bulamadınız değil mi? Çünkü arkadaşım öncelikle rasyonel düşünceyi, pozitif bilimleri bir kenara bırakman lazım. Kadınlar senin gibi düşünmez. Kadınlar için çözüm değil sorun önemlidir. Gittiğin yer değil yolculuğun kendisidir önemli olan. Birincilik değil mansiyon ödülüdür değerli olan. Ying değil yangdir. Kızak değil kardır.

 

Ve de önemli olan sizin seneler boyunca “Acaba derdi ne?” diye kafayı yemeniz, “Lan şimdi naaaaptım anasını satıyım?” diye meraklara gark olmanızdır. Sorusuna cevap, sorununa çözüm peşinde diildir dişi insan. Şimdi rasyonaliteyi sakince yere bırakın ve bir dahaki sefere (seks garantili) şu cümleyi tekrarlayın:

 

Bu şekilde düşünmekte haklısın ve böyle hissettiğin için çok üzgünüm.”

 

Oğlan olursa adını ne koyacağınızı biliyonuz.

 

(4) Ona evrimini verin.

 

Hiçbir kadına niye çanta taşıdığını sordunuz mu? Evin bir dolabını ayırdıkları bu manasız deri torbalara niye ihtiyaç duyduklarını? Sormadıysanız ben size anket sonuçlarını söyliyim:

 

(1) anahtar %36

(2) kredi kartı %24

(3) ruj %12

 

Peki hepsi cepte taşınabilecek bu malzemeleri niye dev bir Mansur Gavriel’in içinde gezmeye çıkartıyorlar? Bildiklerini sanıyorlar ama bilmiyorlar gerçeği. Oysa ki arkadaşlar cevap evrimde gizli...

 

Erkeklerin Mars’tan kadınların Venüs’ten olduğu doğru bilinen bir yanlıştır. Aslında hemşeriyiz. Ama biz avcıyız, onlar toplayıcı. Bu nedenle mesela biz erkekler kartal bakışlara ve küçük beyinlere sahip olacak şekilde evrilmişiz. Kadınlar ise tam tersi. Ve nasıl bizler halen avlanmaya bayılıyosak kadınlarımız da, farkında olmadan, toplamaya bayılıyorlar. İşte bu yüzden evden içine bütün köye yetecek mantar alabilen çantalarla çıkıyorlar.

 

Peki artık börtü böcek toplamasına gerek yoksa, ne topluyorlar? Senin benim hatalarımı toplayıp kenara koyuyorlar. Yeterli ağırlığa geldiğinden de kafandan aşağı döküyorlar. Kızmayın. Dellenmeyin. “Oha kızım 8 sene önceydi ve sadece bir gecelikti” demeyin. O da niye yaptığının farkında değil. Doğası böyle. Başını okşayın ve (3)de paylaşmış olduğum mantrayı tekrarlayın.

 

 

(5) Onu seksi hissettirin.

 

Sevgilinizle birlikte doğru düzgün tanımadığınız ve tanımak da istemeyeceğiniz bissürü insanla dumanaltında humusa çatal atma toplantısına davetlisiniz. Diğer adı doğumgünü yemeği. Bir çiftler yarışıyor eventi daha.

 

Evde bir telaş. Kadınınız bir o elbiseyi giyiyor, bir bu kombini deniyor. Yatağın üstü gittikçe kalabalıklaşıyor. Siz de bir yandan Instagram’a bakıp “Bu kız eskort mu diil mi anlamadım?” diye düşünürken arada da kafayı kaldırıp “Hah bak bu çok güzel oldu” diyorsunuz. O ne yapıyor, gidiyor beğenmediğiniz ne varsa onları takıp takıştırıyor. Siz de bu arada basıyorsunuz likeı eskortumsuya.

 

Peki niye bu böyle hiç düşündünüz mü? Çünkü eskortlar kırodur ve biz kıro severiz. Şaka şaka. Gerçi gerçekten kıro severiz de konu o diil. Manitanız fikrinizi sormuş olmasına rağmen sizi hiç siklemeyip bambaşka şeyler giyiyor çünkü artık irrelevantsınız kuzum. Ne düşündüğünüzün bir önemi yok artık.  Hani nasıl çocukken annenizi Dünyanın en güzel kadını zannederdiniz ya onun gibi. Onun gözünde sizin üstüne başına ettiğiniz iltifatların da zerre etkisi yok. Bana inanmıyonuz mu? Peki şunlara bakın:

 

 

Sizce arkadaşlar bir kadın şu pabuçları bunları erkeklere kendini beğendirmek için giyer mi? Veya şu pantola ne demeli:

 

 

Bir de şu olay var ama konudışı şimdi diye girmiyoruz:

 

 

 

Neyse ne diyorduk. Hah, bir dişioğlu nasıl olur da burnuna küpe takar mesela diyorduk? Veya mor  ruj sürer? Ama işte yanlış düşünüyoruz. Bu kıyafetler, takılar vs. siz ben beğeneyim diye değil. Diğer hatunlar beğensin, kabilede yerlersi sağlamlaşsın diye. Bakın konu nasıl döndü dolaştı yine evrime geldi di mi? Bacılarımız evrimlerini toplayıcı olarak yaptıklarından birbirleriyle çok vakit geçirmiş, vırvırvır konuşmuşlar yüzbinlerce yıl. O sırada ise biz avdayız ormanda, geyik kaçmasın diye içimizden bile konuşmuyoruz.

 

İşte birlikte bu kadar çok vakit geçirince bayanlarımız arasında Deniz Baykalcılık (İng. hizipçilik),  dedikoduculuk oldukça gelişmiş. Tam da bu nedenle işte, dişiniz, diğer dişiler arkasından konuşmasın, üstüne başına laf etmesin diye çok dikkat eder olmuş.

 

Peki beni siklemiyorsa ne kompliman yapsam yine işe yaramayacak, onu seksi hissettiremiycem diye haykırdığınızı duydum şimdi. Haklısınız ama bir çarem var size: ona “Ofisteki Bıngılgül seni acayip seksi buluyo” diyin. Yalan da olsa diyin. Ve sonra arkanıza rastlanın. You’re most ricoş.

 

(6) Ona Instagram storylerini verin.

 

Biliyorsunuz medeniyetimizin lokomotifi artık Instagram. İnsanoğlu bu sayede artık sınır tanımıyor. “Iyk yenir mi be o” dediklerini löp löp yutuyor, “Ne işim var orada be kıro muyum?” dediği yerlere trenle gidiyor.

 

Peki sevdiceğinize ne tür bir Instagram storysi hediye edebilirsiniz? Son dönemin en popüler storyleri biliyorsunuz aletli pilates, güneşe tapan köpek ve boks eldiveniyle kum torbası dürtme. Eğer significant otherınız şimdiye kadar bu konularda çekilmiş en az on tane video koymamışsa öncelikle buralara yoğunlaşın. Ona yeni bir mat alın veya yatılı Osho’nun yanına gönderin.

 

Bunların hepsini zibilyon kere paylaşmışsa o zaman yapacak birşey yok, bebeği koyacanız arkadaşlar üzgünüm. Sonra zaten dert tasa kalmayacak. İkiniz de bundan böyle “Ben bu hayatta ne boka yarıyorum?”, "Mutlu olmak için ne yapmam lazım?" ve benzeri varoluşsal sorunlarla boğuşmak zorunda kalmayacaksınız. İçiniz kasvet ve mutsuzluktan yavaş yavaş çürürken boku birbirinize atamayacaksınız. “Ulan şu Kırmızı Şortlu olmayaydı amma mutlu olurdum haaaa?” diye düşünmeyeceksiniz. Onun yerine, bebe 8 haftalık olunca “Fransa 2 sene Schengen verdiydi bir kez, acaba Pierre Loti’ye sokabilir miyim?” gibi düşünceler alacak yerini. Rahatlayacağınız. Çok hafifleyeceğiniz.

 

Artık arkanıza yaslanıp bir ömür boyu sürecek bu gerilim dolu dramanın tadını çıkartabilirsiniz.

 

----

 

Nefretleriniz için kirmizisortlucocuk@gmail.com

 




 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Recent Posts
Please reload